Ana içeriğe atla

Felsefe İmanı Zayıflatır Mı?


İnsanoğlu neredeyse sayısız farklı biçimde düşünebilme kabiliyet ve imkânına sahip. Bu yüzden insanlık düşünce tarihi boyunca birbiriyle o ya da bu ölçüde ve farklı düzeylerde çelişen çok sayıda felsefi okul ve nazariye oluşmuş durumda. Tüm bu düşünce biçimleri –mutlak hakikat diye bir şey yok diyen felsefi görüş dâhil– nihai gerçekliğin ne olduğunu anlamaya çalışıyor. Bu felsefi okulların bazıları kendi içinde diğerlerinden daha tutarlı görünüyor. Kimi nazariyeler mutlak hakikatin belli bir görüntüsünü belli bir dereceye kadar doğru bir biçimde tasvir ediyor olabilir. Fakat sorun şu ki herhangi bir konudaki herhangi bir düşünce bizi gerçeğe yaklaştıran bir görüş olmak yerine bilakis ondan uzaklaştıran bir fantezi, yanlış bir düşünce biçimi de olabiliyor. Hatta sanırım beşeri nazariyelerimizin büyük bir bölümünün bu sınıfa girdiğini söylemek yanlış olmaz.

İman eğer, hakikatin belli bir şey olduğuna inanmak ise imandan söz edebilmek için önce ortada iman edilecek bir hakikatin var olması ve ayrıca bu hakikatin ona inanacak kişi tarafından biliniyor ve anlaşılabiliyor olması gerekir. İnsan duymadığı, bilmediği, fark etmediği, anlamadığı, akıl etmediği bir şeye inanamaz. Kişinin inandığı hakikate dair bilgisi, anlayışı, kavrayışı arttıkça ona olan imanı da artar. Bu anlamda felsefe insanı nihai gerçekliğe yaklaştırıyorsa imanı güçlendiriyor, yok eğer ondan uzaklaştırıyorsa imanı zayıflatıyor demektir. Farklı felsefeler insanları farklı gerçekliklere götürüyorsa ya bu gerçeklikler nihai değil alt varlık seviyelerinden gerçekliklerdir ya da bunların hepsi birden aynı anda doğru değildir, zira mutlak hakikat tanımı gereği tek, bütün ve sonsuz olmak zorundadır. Dolayısıyla insanı işte bu tek, bütün ve aynı zamanda sonsuz olan nihai hakikate yaklaştıran felsefe, yani doğru düşünce biçimi insanın imanını artıran en temel yollardan birisidir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yapay Zekâ ile Tartışmak: Akıl ve Taklit

Yapay Zekâ ile Tartışmak: Akıl ve Taklit Ali Sebetci Bir fikir ya da iddiayı yazıp yayınlamadan önce yapay zekâ ile tartışmak, artık çağdaş entelektüel pratiğin sıradan bir parçası haline geldi. Yapay zekânın sunduğu imkânları inkâr etmek mümkün değil. Argümanları düzenleyebiliyor, karşı itirazları görünür kılabiliyor, kavramları netleştirebiliyor ve anlatımı ciddi biçimde rafine edebiliyor. Bu yönüyle yapay zekâ, insan aklı için güçlü bir yansıtma ve hızlandırma mekanizması olarak iş görüyor. Ne var ki tam da bu noktada kritik bir ayrım yapılması gerekiyor. Çünkü yapay zekâ ile tartışmak, yapay zekânın bizim yerimize düşünmesi anlamına gelmiyor. Buradaki temel ayrım şudur: İnsan aklı ile onun taklidi aynı şey değildir. Yapay zekâ, muhakemenin dış görünüşünü—tutarlı cümleleri, itirazları, düzeltmeleri, hatta öz-eleştiri dilini—son derece başarılı biçimde üretebilir. Fakat muhakemenin iç bağlarından, yani anlam, değer, duygu ve deneyimden yoksundur ve bu nedenle bir...

Ontik Öncelik ve Varlık Hiyerarşisi: Guénon–Schuon Çizgisinde Zaman-Dışı “Önce–Sonra” Kavramı

Ontik Öncelik ve Varlık Hiyerarşisi: Guénon–Schuon Çizgisinde Zaman-Dışı “Önce–Sonra” Kavramı Ali Sebetci I. Giriş: “Önce–Sonra”nın Zamansallaştırıldığı Bir Çağda Ontik Öncelik Problemi Modern zihniyetin metafizik karşısındaki en belirgin zaaflarından biri, “öncelik” kavramını neredeyse bütünüyle zamansal bir sıralamaya indirgemesidir. Gerek felsefî gerek bilimsel söylemde “önce” dendiğinde, çoğunlukla tarihsel olarak daha erken gerçekleşmiş olma, kronolojik ardıllık ya da süreçsel gelişim anlaşılır. Bu alışkanlık o denli yerleşmiştir ki, önceliğin zaman-dışı, ilkesel veya ontik bir anlamı olabileceği ihtimali çoğu zaman hiç düşünülmez. Oysa klasik metafizik geleneğin ve özellikle Guénon–Schuon çizgisinin merkezinde yer alan öncelik anlayışı, zamansal değildir. Burada söz konusu olan, olayların tarihsel dizilimi ya da kronolojik nedensel zinciri değil; varlığın kendi iç düzenine ( ordo entis ) ait bir hiyerarşidir. “Önce” ve “sonra” terimleri,...

Kuantum Fiziği ve Metafizik

Ali Sebetci Malum, felsefenin metafizik tabir edilen bir alanı var. Metafizik ile kuantum fiziğinin özdeş olduğunu ya da kuantum "mantığının" tüm metafiziği kapsadığını düşünmek bana sorarsanız çok doğru olmaz. Kuantum dili metafiziği anlamada ve anlatmada çok yardımcı olabilir ama fiziksel ve/veya kuantum fiziksel varlık alanı ile metafiziksel varlık alanları birbirleriyle örtüşmezler. Hatta MIT ve UCLA de hocalık yapmış, hem çok ciddi bir matematik ve fizikçi hem de çok sıkı bir katolik olan Wolfgang Smith'e göre Tanrı, ahiret, semavi alem, ontolojik olarak yaşadığımız cismani dünyanın üzerindeyken, gerek klasik gerekse kuantum mekaniksel fiziğin tasvir ettiği dünya cismani dünyanın altındadır. Smith, bu düşüncesini The Quantum Enigma adlı eserinde ayrıntısıyla anlatıyor. Bu kitap, dalga fonksiyonu çöküşünü Aristotelyen hilomorfizme bağlayarak kuantum mekaniğinin geleneksel dini dünya görüşüne uyumlu bir yorumunu sunuyor. Din-bilim ilişkisi, Amerikan ilahiyatç...