Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Varlık etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Ontik Öncelik ve Varlık Hiyerarşisi: Guénon–Schuon Çizgisinde Zaman-Dışı “Önce–Sonra” Kavramı

Ontik Öncelik ve Varlık Hiyerarşisi: Guénon–Schuon Çizgisinde Zaman-Dışı “Önce–Sonra” Kavramı Ali Sebetci I. Giriş: “Önce–Sonra”nın Zamansallaştırıldığı Bir Çağda Ontik Öncelik Problemi Modern zihniyetin metafizik karşısındaki en belirgin zaaflarından biri, “öncelik” kavramını neredeyse bütünüyle zamansal bir sıralamaya indirgemesidir. Gerek felsefî gerek bilimsel söylemde “önce” dendiğinde, çoğunlukla tarihsel olarak daha erken gerçekleşmiş olma, kronolojik ardıllık ya da süreçsel gelişim anlaşılır. Bu alışkanlık o denli yerleşmiştir ki, önceliğin zaman-dışı, ilkesel veya ontik bir anlamı olabileceği ihtimali çoğu zaman hiç düşünülmez. Oysa klasik metafizik geleneğin ve özellikle Guénon–Schuon çizgisinin merkezinde yer alan öncelik anlayışı, zamansal değildir. Burada söz konusu olan, olayların tarihsel dizilimi ya da kronolojik nedensel zinciri değil; varlığın kendi iç düzenine ( ordo entis ) ait bir hiyerarşidir. “Önce” ve “sonra” terimleri,...

Schuon’da Özne–Nesne Ayrımı ve Diğer Anlayışlardan Farkı

Schuon’da Özne–Nesne Ayrımı ve Diğer Anlayışlardan Farkı Sohbet: ChatGPT & Ali Sebetci Atma Bilen Bilinen Bilgi Bilen Bilgi Bilinen Maya * * * Soru (1): Schuon'un özne-nesne ayrımı/ilişkisi konusundaki görüş ve açıklamalarını, modern anlayıştan nasıl farklılaştığını özetler misin? 1. Schuon’un Temel Çerçevesi: Asıl Ayrım Özne–Nesne Değil, Mutlak–İzafî Schuon’a göre metafiziğin asıl ve köklü ayrımı, modern felsefenin çoğu zaman merkeze aldığı “özne–nesne” ayrımı değildir. Esas ayrım, Vedanta’daki terimlerle söylersek, Atmâ / Mâyâ yani Mutlak / izafî ayrımıdır: Atmâ : Mutlak, Saf Öz, tek gerçek Özne . Varlığın kaynağı ve nihai hakikati. Mâyâ : İzafî olan, tezahür eden, yaratılmış âlem, görünüşler düzeyi. Evren düzeyinde her zaman bir “bilen” ve “bilinen”, ...

Cismani Dünyayı Mı Algılıyoruz?

Wolfgang Smith 1 Türkçesi: Ali Sebetci İnsanoğlu çok eski zamanlardan beri dünyaya gerçekten baktığını varsayıyordu, yani algıladığımız nesnelerin ‘zihinsel’ değil de ‘gerçek’ olduğunu. Yarı karanlıkta bir halatı yılan zannetmek gibi yanlış algılar tabi ki mümkündü, ancak algının hatalı gerçekleşmesine neden olan şartların normalde onun doğru çalıştığını ispatladığı düşünülüyordu. Ayrıca görsel algıyla ilgili bu realist anlayış, Aydınlanma diye bilinen döneme kadar sadece sıradan ve eğitimsiz insanların değil öncü filozofların da benimsediği bir şeydi. Şüphesiz aykırı düşünceler de vardı: söz gelimi Democritus, “ renk, tat ve acının ” sadece varmış gibi göründüğünü, “ aslında sırf atomların ve boşluğun mevcut olduğunu ” iddia ediyordu. Ancak bu düşünce antik dönemin egemen okulları tarafından kararlı bir şekilde reddedildi. Fakat Aydınlanma ile birlikte bu heterodoks Weltanschauung (dünya görüşü) Batı medeniyetinin eğitimli tabakası arasında neredeyse evrensel bir kabule ma...