Bir Kurumun Ruhunu Savunmak: Boğaziçi Üzerine Bir Tanıklık Ali Sebetci 1989 yılında Boğaziçi Üniversitesi’ne lisans öğrencisi olarak girdim. Muhafazakâr bir Anadolu çevresinden gelmiş, hem İstanbul’u hem de Boğaziçi’ni yeni tanımaya başlayan bir gençtim. O güne kadar, örneğin, gayrimüslim Türk vatandaşlarıyla hiç karşılaşmamıştım. İstanbul’un kendisi zaten benim için başlı başına yeni bir dünyaydı; Boğaziçi ise bu dünyanın içinde çok daha kozmopolit, çok daha alışılmadık bir iklim olarak karşıma çıktı. Üniversitenin dili, mekânı, insan ilişkileri ve akademik adabı daha ilk günlerden itibaren bana farklı bir dünyanın içine girdiğimi hissettirdi. Eğitim yüzde yüz İngilizceydi. Ders kitaplarımız İngilizceydi. Hocalar derslerde İngilizce konuşuyor, sınav soruları İngilizce hazırlanıyor, idari işlerde memurlarla Türkçe konuşsak bile formlar, duyurular, belgeler ve akademik takvim büyük ölçüde İngilizce yürüyordu. Akademik takvimde, Robert Kolej’den devraldığı k...
Hakikat Bazen Gülerek Gelir Ali Sebetci Deniz Göktaş vakasını doğrudan hukukî bir mesele olarak ele almadan önce, belki de daha temel bir ayrımı konuşmak gerekiyor. Çünkü hukuktan önce dil vardır, bağlam vardır, aidiyet vardır, kendine gülme kabiliyeti vardır, bir topluluğun kendi içinden konuşma biçimleri vardır ve nihayet, mizahın yalnızca güldürmekten ibaret olmayan daha derin bir anlamı vardır. Bir sözün mizah olup olmadığını anlamak için yalnızca cümleye bakmak yetmez. O cümlenin kim tarafından söylendiğine, kime söylendiğine, hangi bağlamda söylendiğine, neyi hedef aldığına ve hangi dünyadan konuştuğuna da bakmak gerekir. Çünkü aynı cümle, bir bağlamda içeriden yapılmış bir öz-eleştiri, başka bir bağlamda dışlayıcı bir alay, daha başka bir bağlamda ise açık nefret söylemi olabilir ki bunlar aynı şey değildir. İçeriden mizah, bir insanın veya topluluğun kendi mahallesine, kendi kültürüne, kendi cinsiyet deneyimine, kendi milliyetine, kendi ideol...