Bir Kurumun Ruhunu Savunmak: Boğaziçi Üzerine Bir Tanıklık Ali Sebetci 1989 yılında Boğaziçi Üniversitesi’ne lisans öğrencisi olarak girdim. Muhafazakâr bir Anadolu çevresinden gelmiş, hem İstanbul’u hem de Boğaziçi’ni yeni tanımaya başlayan bir gençtim. O güne kadar, örneğin, gayrimüslim Türk vatandaşlarıyla hiç karşılaşmamıştım. İstanbul’un kendisi zaten benim için başlı başına yeni bir dünyaydı; Boğaziçi ise bu dünyanın içinde çok daha kozmopolit, çok daha alışılmadık bir iklim olarak karşıma çıktı. Üniversitenin dili, mekânı, insan ilişkileri ve akademik adabı daha ilk günlerden itibaren bana farklı bir dünyanın içine girdiğimi hissettirdi. Eğitim yüzde yüz İngilizceydi. Ders kitaplarımız İngilizceydi. Hocalar derslerde İngilizce konuşuyor, sınav soruları İngilizce hazırlanıyor, idari işlerde memurlarla Türkçe konuşsak bile formlar, duyurular, belgeler ve akademik takvim büyük ölçüde İngilizce yürüyordu. Akademik takvimde, Robert Kolej’den devraldığı k...
Payıma Düşeni Paylaşayım Diye