Ana içeriğe atla

Kuantum Fiziği ve Metafizik



Malum, felsefenin metafizik tabir edilen bir alanı var. Metafizik ile kuantum fiziğinin özdeş olduğunu ya da kuantum "mantığının" tüm metafiziği kapsadığını düşünmek bana sorarsanız çok doğru olmaz. Kuantum dili metafiziği anlamada ve anlatmada çok yardımcı olabilir ama fiziksel ve/veya kuantum fiziksel varlık alanı ile metafiziksel varlık alanları birbirleriyle örtüşmezler. Hatta MIT ve UCLA de hocalık yapmış, hem çok ciddi bir matematik ve fizikçi hem de çok sıkı bir katolik olan Wolfgang Smith'e göre Tanrı, ahiret, semavi alem, ontolojik olarak yaşadığımız cismani dünyanın üzerindeyken, gerek klasik gerekse kuantum mekaniksel fiziğin tasvir ettiği dünya cismani dünyanın altındadır. Smith, bu düşüncesini The Quantum Enigma adlı eserinde ayrıntısıyla anlatıyor. Bu kitap, dalga fonksiyonu çöküşünü Aristotelyen hilomorfizme bağlayarak kuantum mekaniğinin geleneksel dini dünya görüşüne uyumlu bir yorumunu sunuyor.

Din-bilim ilişkisi, Amerikan ilahiyatçı ve fizikçi Ian Barbour'un 1966'da Issues in Science and Religion'ı yazmasının ardından batıda başlı başına bir disiplin haline geldi. Biz, diğer her konuda olduğu gibi bu alanı da çok geriden takip ediyoruz. Din-Bilim ilişkisinin bilim felsefesinden bağımsız ele alınabileceğine pek inanmıyorum. Dolayısıyla bu konularda sınır cümleler söyleyebilmek için hem bilim, hem din hem de felsefeyi içeriden takip etmek gerekiyor. Yoksa ne ilahiyatçılar ve filozoflar fizikçileri tam anlıyor ne de fizikçiler ilahiyatçı ve filozofları. Öncelikle herkesin biribirini anlayabildiği ortak bir dil bulmak gerekiyor sanki.

Varlık ve yokluk kelimelerinin her birine farklı farklı anlamlar yüklüyoruz. Biz fizikçiler varlık deyince genellikle fiziğe konu olan şeyleri anlıyoruz, madde, enerji, alanlar, vs. Peki geometrik şekillerin nasıl bir varlığı var ya da sayıların. Bunlara yok demiyoruz ama elimize alıp tutamıyoruz da ya da bir deneye konu edemiyoruz. Söz gelimi hata payı olmadan herhangi bir ölçüm yapamıyoruz (yani örneğin herhangi bir tam sayıyı, hata payı olmadan ölçmek mümkün değil). Sicim teorilerindeki boyutların hepsi var mı yoksa bazıları sadece hayal ürünü mü? Çoklu evrenler teorisi doğruysa bu evrenlerden birinde yaşayan akıllı canlılara göre öteki evrenler var mıdır yok mu? Kozmolojideki kara madde var mı yok mu ya da gözlemlenebilir evrenin ötesinde ne var? Eğer evren kapalı bir topolojiye sahipse onun ötesinde ne var?

Geleneksel dini metafizik açısından varlık ve yokluğun bunların ötesinde bir anlamı var. Metafiziksel anlamda varlık, Tanrı için mümkün olan herşeye, yokluk ise bundan geriye kalan şeylere (eğer öyle bir şey varsa) karşılık geliyor. Her şeye gücü yeten bir Tanrı için bir şeyin mümkün olmaması ne demek? Her şeye gücü yeten Tanrı fikriyle çelişen her şey demek. Söz gelimi Tanrının kendisinin dahi kaldıramayacağı bir taş. Gücü herşeye yeten bir Tanrı fikriyle onun dahi kaldıramayacağı bir taş fikri birbiriyle çelişir ve bunlardan birisi metafiziksel bir imkansa diğeri değildir. Dolayısıyla tanrının kaldıramayacağı taş aslında sadece bir vehim, bir kuruntudur ve gerçek bir varlığa sahip olamaz.

Bu bakış açısına göre sicim teorisindeki boyutlar veya çoklu evrenler hem kendi içlerinde hem de en geniş metafiziksel anlamda bir çelişki oluşturmuyorlarsa var, oluşturuyorlarsa yok demektir. Metafiziksel imkanın içinde fiziksel anlamda iletişime geçebildiğimiz alana evren diyoruz. Fakat gözlenebilir hatta akledilebilir evren, metafiziksel imkanın tamamını kaplamıyor. Bu anlamda dini literatürde ahiret alemi, cennet, cehennem vs metafiziksel imkan oldukları ölçüde gerçektirler ve bir varlığa sahiptirler.

Geleneksel dini metafizik açısından varlıklar, Tanrıya olan yakınlıklarına göre farklı ontolojik seviyelerde bulunurlar. Buna ontolojik düşey eksen deniyor. Bu eksen tepede mutlak bir varlığa sahip olan Tanrıdan başlıyor ve aşağıya doğru indikçe varlıklar izafileşiyor. Tüm bu açıklamalardan sonra Mevlana'ya atfedilen "Dünya var gibi görünen bir yalan, Allah yok gibi görünen bir gerçektir" sözü sanırım şöyle anlaşılabilir: içinde yaşadığımız dünyanın var olduğunu düşünürüz ama aslında o ontolojik anlamda daha üst seviyeden varlıklara nazaran bir yalandır. Öte yandan Allah ile aynı ontolojik seviyede bulunmadığımız için O bize yok gibi gelir fakat aslında en hakiki gerçek O'dur.

Hz. Ali'nin "insanlar uykudadır, ölünce uyanırlar" sözü de bunu anlatmıyor mu? Inception filminin senaristi bu sözü duymuş muydu acaba?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yapay Zekâ ile Tartışmak: Akıl ve Taklit

Yapay Zekâ ile Tartışmak: Akıl ve Taklit Ali Sebetci Bir fikir ya da iddiayı yazıp yayınlamadan önce yapay zekâ ile tartışmak, artık çağdaş entelektüel pratiğin sıradan bir parçası haline geldi. Yapay zekânın sunduğu imkânları inkâr etmek mümkün değil. Argümanları düzenleyebiliyor, karşı itirazları görünür kılabiliyor, kavramları netleştirebiliyor ve anlatımı ciddi biçimde rafine edebiliyor. Bu yönüyle yapay zekâ, insan aklı için güçlü bir yansıtma ve hızlandırma mekanizması olarak iş görüyor. Ne var ki tam da bu noktada kritik bir ayrım yapılması gerekiyor. Çünkü yapay zekâ ile tartışmak, yapay zekânın bizim yerimize düşünmesi anlamına gelmiyor. Buradaki temel ayrım şudur: İnsan aklı ile onun taklidi aynı şey değildir. Yapay zekâ, muhakemenin dış görünüşünü—tutarlı cümleleri, itirazları, düzeltmeleri, hatta öz-eleştiri dilini—son derece başarılı biçimde üretebilir. Fakat muhakemenin iç bağlarından, yani anlam, değer, duygu ve deneyimden yoksundur ve bu nedenle bir...

Bir Atomu Görebilir Miyiz?

Alex Klotz 1 Türkçesi: Ali Sebetci Atomların nasıl göründüğünü [araştırmak] için internete baktığınızda şunlara benzer resimler bulursunuz: Bir STM görüntüsü Üst: Bir organik molekülün görsel modeli. Alt: Aynı organik molekülün AFM görüntüsü Bir nanoparçacığın TEM görüntüsü Bu yazıda, bu görüntülerin nasıl elde edildiğinden, tam olarak neye baktığımızdan ve bir atomu görmenin gerçekte ne anlama geldiğinden bahsedeceğim. Gözlerinizle Görün [Yazının başlığındaki] itibari sorunun cevabı “görmek” ile aslında ne demek istediğimize bağlıdır. Bir nesneyi, ondan yayılan veya yansıyan ışık gözlerimize ulaştığında ve [ilgili] sinyal beynimize iletildiğinde görürüz. Çıplak insan gözünün çözünürlüğü yaklaşık 100 mikrondur. Bir atomu diğerinden tefrik eden boyut yaklaşık bir nanometrenin onda biri kadardır ve bir milyon atom genişliğindeki bir toz zerresini zar zor görebiliriz. Dolayısıyla hayır, bir atomu bu anla...